İNCE RUHLU OLMAK NE DEMEK?


Bu makale 2017-10-28 15:27:58 eklenmiş ve 271 kez görüntülenmiştir.
Seyri Alem

            Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına
konuktur. Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga
geçmektedir. Sürekli, " İşte Türk, yani barbar, vahşi vs. demektedir. Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere

" Yanınızda kâğıt para var mı? " diye sorar!  Bu soruya spiker şaşırır ve " Evet var ama Ne olacak " der. Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkartır. Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında "Anahtar" adlı şarkısını söylemiştir. Bu şarkının bir bölümü şöyledir: "Beş Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, beş Fatih-bir
Mevlana, İki Mevlana-bir Sinan" Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemdeki Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir. Barış Manço spikere sorar: "Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim? "Spiker: "General ."Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan kişileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep aynıdır,"General, Amiral, "Komutan" Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabından sonra, bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır. Barış Manço der ki: Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur. Şairdir. Bu fotoğraftaki kişi Mevlana'dır. Düşünürdür. Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet’tir. Adaletin sembolüdür. Bu paradaki kişi ise Atatürk'tür. "Yurtta barış, dünyada barış" diyen kişidir. Bizim paralarımız bunlar. Biz Türkler ince ruhlu,
kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına şairlerimizin, düşünürlerimizin, bilim adamalarımızın fotoğraflarını bastık. Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş Adamlarının fotoğraflarını basmışsınız!" der. Barış Manço'nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri Canlı yayını keserler ve spikeri yayından alırlar, başka bir spiker yerine gelir ve canlı yayın yeniden başlar, yeni spiker Barış Manço'dan ve Türklerden özür diler.

           Hiç şüphesiz ince ruhluluk, bu değerlerin ve benzerlerinin bütünüdür. Bu bütünün oluşturduğu ruhi bir yüceliktir. İnce ruhluluk Allah'a imanın, bütün sözlerimiz, davranışlarımız ve işlerimizden ötürü O'nun huzurunda yargılanacağımıza, Cennet'le ödüllendirileceğimize veya ceza göreceğimize inancın gereğidir. İnce ruhluluk, Peygamberimiz Hz.
Muhammed (S.A.)'in sözleri ve fiillerine bağlılığın doğal sonucudur. Allah'ın Rasulü Hz. Muhammed (s.a.v) pek çok hadisleriyle insanları ince ruhluluğa yöneltmiştir. Ancak o yöneltmekle yetinmemiş bizzat yaşayarak örnekler vermiştir. Çünkü, o, yaratanımızın açıklamasına göre "Büyük bir ahlâk çizgisi" üzerinde yaşamıştır. İslam tarihinde bunun bir çok örnekleri vardır:
Peygamberimiz, kendisine sunulan yiyecek ve içeceklerden huzurunda bulunanlara sağdan başlayarak ikram ederdi. Bu durum biliniyordu. Sağında genç bir delikanlı, solunda yaşlı sahabîler bulunduğu bir sırada Allah'ın Rasûlü'ne süt ikram olundu. Hz. Peygamber içti.
Sağındaki gencin gönlünü alarak, ikrama solundaki yaşlılardan başlamayı arzu buyurunca genç delikanlıya dönerek şöyle dedi:- Senden önce Bu yaşlı amcalarına ikram etmeme müsaade eder misin?
Huzurunda saygı ile duran bir genç sahâbî’ den izin istemek duyarlılığı... İşte budur ince ruhluluk. O'na inanmak ve O'nu izlemek elbet ince ruhlu olmayı gerektirir.
Mekke'nin Fethi günüydü. Hz. Ebu Bekir henüz Müslüman olmamış babası Ebu Kuhafe'yi kucaklayarak Peygamberimizin huzuruna götürdü. saçı-sakalı bembeyaz olmuş bu pir-i fâniyi huzurunda görünce duygulanan Allah'ın Rasulü Peygamberimiz şöyle buyurdu: - Ya Ebu Bekir! İhtiyara zahmet vermeseydin, biz onun ayağına giderdik.
Bir sahâbinin gönlünü almak, Yaratandan ötürü kâfir bir yaşlıya, derin bir ilgi duymak ve ayağına gitmeyi içten arzulamak... İşte ince ruhluluk budur. Ona iman ve bağlılık elbet ince ruhlu olmayı gerektirir. Yahudiler, Allah'ın Rasûlüne geldiler ve ("Esselâmü Aleyke" yerine telâffuz taktiği ile) "Essâmü Aleyke" yani, helâk olasın diyerek sözde selâm verdiler. Onların sözünü işiten Hz. Âişe:
- Essâmü Aleyküm, siz helak olasınız. Allah'ın lâneti de gazabı da üzerinize olsun, diyerek kükredi. Allah'ın Rasûlü Hz. Aişe'ye şöyle buyurdu: - Sakin ol ya Aişe! Ölçülü ol. Şiddetten ve sevimsiz sözlerden sakın. - Ya Resûlallah, söylediklerini duymadın mı? - Sen de benim söylediğimi duymadın mı? "Ve Aleyküm", söyledikleriniz sizin de üzerinize olsun diyerek bedduâlarını onlara iade ettim ya!" İşte ince ruhluluk budur. Mü'min kadınlardan;muhtemelen Medine’ li biri, sevgili Peygamberimize gelerek şöyle der: - Ya Rasûlellah! (Savaşa çıktığımız zaman ben sizin için adakta bulundum; sağ salim olarak dönerseniz) huzurunuzda def çalmayı adadım. Şimdi ben ne yapayım?
Allah'ın peygamberi ona şöyle buyurdu:
- Adağını yerine getir.
Bir kadın tarafından huzurunda def çalınması gibi düzeysiz olarak değerlendirilip geçiştirilebilecek olan bir arzuyu, sahibini mutlu etmek için onaylamak ve uygulatmak hassasiyeti...
İşte ince ruhluluk budur.
Sözün özü odur ki, dünya ve âhiret saadetine ermek için Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed'e itaat etmekle mükellef olan mü'min, bu itaatin gereği olarak ince ruhlu olmak mecburiyetindedir.

            Kubâs bin Üşeym (ra): “–Ben ve Hazret-i Peygamber (sav) Fil Senesi’nde doğduk.” der. Osman bin Affân (ra) ona:
“–Sen mi daha büyüksün, yoksa Peygamber Efendimiz (sav) mi?” diye sorar. O mübârek sahâbî, şu edep numunesi karşılığı verir: “–Peygamber (sav) benden çok çok ve târife sığmaz derecede büyüktür. Doğumda ise ben O’ndan eskiyim...” 

            Yazımızı İslam Alimi Şeyh Edebâli’ nin Osmanlı Devletinin kurucusu ve damadı Osman Bey’e verdiği öğütleri anlatan nasihatlerle bitirmek istiyorum.  “Oğul insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın, ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin…  Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz. Üç kişiye acı:

1-Cahiller arasındaki alime, 2-Zenginken fakir düşene, 3-Hatırlı iken itibarını kaybedene.

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma.

“Bilesin ki atın iyisine DORU,”
“Yiğidin iyisine DELİ derler.”

 

 

Seyr-i Alem…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Hangi Partiye Oy Kullanacaksınız?
Cumhuriyet Halk Partisi
Ak Parti
Milliyetçi Hareket Partisi
Diğer
Vezirköprü Yaşam Gazetesi
© Copyright 2013 Vezirköprü Yaşam Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
Samsun
Vezirköprü